Bu Tagdeki Gönderiler featured
Showing posts with label featured. Show all posts
Alternatif İnternet

Stres Belirtileri ve Nedenleri

    1 comment:

Kulağa garip gelebilir ama stres her zaman kötü değildir.
Küçük dozlarda, baskı altında en iyi performansı sergileminize yardımcı olabilir. Ancak sürekli aşırı stres altındaysanız hem vücudunuz hem de zihniniz bedelini öder. Eğer kendinizi sürekli tükenmiş ve paniklemiş halde buluyorsanız, sinir sisteminizi tekrar dengeye oturtmak için bir şeyler yapmanın zamanı gelmiş demektir. Stresin belirtilerini ve sebeplerini nasıl tanımlayacağınızı öğrenip zararlı etkilerini azaltmak için adımlar atarak kendinizi koruyabilirsiniz.


Stres Nedir?

Stres vücudunuzun herhangi bir türdeki tehditlere veya taleplere verdiği yanıttır. İster gerçek isterse hayali olsun, bir tehlike hissetiğinizde, bedeninizin savunma mekanizması hızlı ve otomatik olarak kaç veya savaş reaksiyonu olarak da bilinen bir sürece girer. Buna uzmanlar stres yanıtı da derler.

Stres yanıtı bedeninizin sizi koruma şeklidir. Düzgün işlediğinde sizi enerjik, konsantre ve dikkatli tutar. Acil durumlarda, kendinizi savunmanız için size ekstra bir güç vererek veya örneğin, kazadan kurtulmanız için frenlere asılmanızı sağlayarak hayatınızı kurtarabilir. 

Stres, ayrıca zorluklarla mücadele etmeniz için ayakta kalmanıza yardımcı olur. İş sunumunuz esnasında size parmak uçlarınızın üstünde duracak azmi veren de, halı saha maçında penaltı kullanırken konsantrasyonunuzu keskinleştiren de veya sizi Tv izlemek yerine sınava çalışmaya götüren de odur. Fakat belirli bir eşikten sonra stres size yardımcı olmayı bırakır ve tam aksine sağlığınıza, psikolojinize, üretkenliğinize, ilişkilerinize ve yaşam kalitenize büyük zarar vermeye başlar.

Kaç veya Savaş durumunda Vücudunuzda Neler Olur

Bir tehditle karşılaştığınızda, sinir sisteminiz, vücudunuzu acil durumlar için hazır hale getiren adrenalin ve kortizol gibi stres hormonlarını yoğun biçimde salgılanması emrini verir. Kalbiniz daha hızlı atmaya başlar, kaslarınız gerilir, kan basıncınız yükselir, nefes alışınız sıklaşır ve duyularınız daha keskin hale gelir. Bu fiziki değişimler tehlike ile mücadele edebilmeniz veya ortamdan uzaklaşabilmeniz için dayanıklılığınızı ve gücünüzü artırır, tepki verme sürenizi kısaltır ve odaklanmanızı geliştirir.


Kronik Stresin Etkileri

Sinir sisteminiz duygusal veya fiziki tehditleri birbirinden ayırt etmede çok başarılı değildir. Arkadaşınızla basit bir tartışma, ödenmemiş faturalar veya rutin bir iş günü nedeniyle çok strese kapılmış olsanız bile beyniniz bunu sanki doğada gerçek bir ölüm kalım mücadelesiyle karşılaşmışsınız gibi algılayacak ve vücudunuz buna uygun tepki verecektir. Üstelik ne kadar sık bu durumda kalırsanız vücudunuzun acil durum mekanizmasını açması o denli kolay ve kapatması da zor olacaktır. 

Günümüzün talepkar dünyasında pek çoğumuzun yaşadığı gibi, siz de sık sık stres yaşamaya eğilimliyseniz, vücudunuz uzun süreler yüksek stres durumunda kalacaktır. Bu durum ciddi sağlık problemlerine yol açabilir. Kronik stres bedeninizdeki neredeyse her sistemi bozabilir. Bağışıklık sisteminizi baskılar, sindirim sisteminizi ve üreme sisteminizi düzensizleştirir, kalp krizi ve felç riskini artırır ve yaşlanma sürecini hızlandırır. Hatta beyninizdeki sinir bağlantılarını değiştirerek sizi anksiyete, depresyon ve diğer ruhsal sorunlara daha açık hale getirir. 

Stresin neden olduğu veya şiddetlendirdiği sağlık problemleri:
depresyon ve anksiyete, her türden ağrı, uyku sorunları, bağışıklık sistemi hastalıkları, sindirim sorunları, egzema gibi deri hastalıkları, kalp rahatsızlıkları, kilo problemleri, üreme sorunları, hafıza ve düşünme rahatsızlıklarıdır.

Stresin en tehlikeli yanlarından biri, çok kolay kendini kabul ettirmesidir. Kısa sürede ona alışabilirsiniz. Zamanla tanıdık hatta normal gelmeye başlayabilir. Aslında zararlarını yaşıyor olsanız bile sizi ne kadar etkilediğini farkedemezsiniz. Bu yüzden, stres durumuyla karşı karşıya olduğunuzu gösteren yaygın belirtilerin ve sinyallerin farkında olmak önemlidir.


Bilişsel Belirtileri

1. Hafıza problemleri

2. Konsantrasyon bozuklukları

3. Kötü karar verme yetisi

4. Sadece olumsuzlukları görme

5. Kaygı ve aşırı düşünme

6. Sürekli endişeli olmak


Duygusal Belirtileri

1. Depresyon ve genel mutsuzluk

2. Anksiyete ve sıkıntı

3. Huysuzluk, asabiyet veya öfke

4. Tükenmiş hissetmek

5. Yalnızlık ve soyutlanma

6. Diğer ruhsal sorunlar


Fiziki Belirtileri

1. Ağrı ve sancı

2. İshal veya kabızlık

3. Bulantı ve sersemlik

4. Göğüs ağrısı, kalp atışında düzensizlik

5. Cinsel istekte azalma

6. Sık sık gribe veya soğuk algınlığına yakalanma


Davranışsal Belirtileri

1. Az veya çok yemek yeme

2. Çok az veya çok uzun uyuma

3. İnsanlardan uzaklaşma

4. Sorumluluklardan kaçma

5. Rahatlamak için alkol, sigara veya uyuşturucuya başvurma

6. Takıntılı alışkanlıklar (tırnak yeme, adım ölçme gibi)


Stresin Sebepleri

Strese neden olan baskı veya durumlar stres etkeni olarak bilinir. Genellikle stres etkeni denince akla ağır iş takvimi veya sıkıntılı bir ilişki gibi olumsuz şeyler gelir. Oysa, size aşırı yüklenen her durum stres etkeni olabilir. Evlilik, ev satın alma, üniversiteye başlama veya iş yerinde terfi etme gibi olumlu örnekler de stres etkenlerine dahildir.

Elbette stres her zaman dış faktörler nedeniyle ortaya çıkmaz. Stres iç dünyanızdan da kaynaklanabilir. Gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli bile olmayan bir şey hakkında aşırı düşünüyorsanız veya hayatla ilgili sürekli karamsar fikirlere sahipsiniz kendi kendinize stres yaratmış olursunuz. 

Sonuç olarak, neyin strese yol açtığı en azından kısmen onu nasıl algıladığınıza bağlı. Sizin için stresli olan bir şey başkasının umrunda dahi olmayabilir; hatta başkası o şeyden hoşlanıyor bile olabilir. Örneğin, sabah evinizden iş yerinize yapacağınız yolculuk trafik nedeniyle sizi gergin yaparken, bir başkası trafikte müzik dinleyip kendine gelmek için boş zamana sahip olacağı için mutlu hissedebilir.


Stresin Yaygın Dışsal Sebepleri

1. Hayatınızdaki büyük değişimler (başka şehre taşınma, evlilik gibi)

2. İş veya okul

3. Özel ilişkilerinizde yaşadığınız güçlükler

4. Finansal sıkıntılar

5. Aşırı meşgul olmak

6. Aile ve çocuk bakımı


Stresin Yaygın İçsel Sebepleri

1. Karamsarlık

2. Belirsizliği kabullenme yeteneğinin düşüklüğü

3. Sabit düşünme, esnekliğin olmaması

4. Olumsuz iç ses

5. Gerçekçi olmayan beklentiler, mükemmeliyetçilik

6. Ya hep ya hiç tavrı

Yaşamınızda Strese Yol Açan 10 Olay

1. Eşinizin vefatı

2. Boşanma

3. Ayrılık

4. Hapis

5. Yakın aile fertlerinden birinin ölümü

6. Hastalık veya sakat kalma

7. Evlilik

8. İşten kovulma

9. Evlilik sorunları

10. Emeklilik

Stresin Ne Kadarı Sizin için Aşırıdır?

Stresin yol açabileceği geniş çapta zararlara karşı kendi sınırlarınızı bilmek önemlidir. Ancak ne kadar stresin aşırı olduğu kişiden kişiye değişir. Bazı insanlar hayatın sillesini yedikten sonra yuvarlanıp gitmeye devam ederlerken bazıları küçük zorluklar karşısında yere yıkılabilirler. Hatta bazı insanlar yüksek stresli bir yaşamın heyecanına bağımlı olup zirveye yükselebilirler.

Strese dayanma düzeyinizi bir çok faktör etkileyebilir. Bazıları:

Destek Ağınız: Arkadaşlarınız veya ailenizin stres karşısında güçlü bir destek unsuru olarak yanınızda olmaları önemlidir. Yanınızda olan insanları bilmek hayatın baskısını hafifletecektir. Tam tersi, yani yalnız ve izole bir yaşam strese yenik düşme riskini artıracaktır.

Kontrol Duygunuz: Özgüveniniz güçlüyse ve olayları yönlendirip zorlukları aşabilme beceriniz varsa stresle baş etmeniz daha kolay olur. Diğer taraftan, çevresel şartlara ve iradeniz dışındaki durumlara teslim olup bunları değiştirme yeteneğiniz olmadığına inanıyorsanız tabi ki stresin sizi ele geçirip yıkması muhtemeldir.

Tutumunuz ve Bakış Açınız: Hayata ve getirdiği kaçınılmaz zorluklara bakış açınız stresle başa çıkma yeteneğinizi büyük oranda belirler. Genellikle ümitli ve iyimser bir insansanız strese daha kapalı olursunuz. Strese karşı dayanıklı insanlar, çoğunlukla esprili, kendisiyle ve kendi hayatıyla alay edebilen, yüksek hedeflere sahip ve zorlukları yaşamın kaçınılmaz bir parçası olarak gören insanlardır.

Duygularınızla Baş Etme Yeteneğiniz: Eğer üzgünken, öfkeliyken veya korkmuşken nasıl sakinleşeceğinizi ve rahatlayacağınızı bilmiyorsanız strese yakalanma şansınız o derece yüksektir. Duygularınızı tanıyıp onlara yön verebilme yeteneğiniz güçlendikçe strese karşı bağışıklığınız artacaktır.

Bilgi ve Hazırlığınız: Stres yaratması muhtemel bir durum hakkında ne kadar süreceği ve nasıl sonuçlanmasının beklenmesi gibi bilgilere sahipseniz onu atlatmak o denli kolay olacak. Örneğin, ameliyat olacaksınız ve ameliyat sonrası yaşanacak sıkıntının nasıl olacağını ve ne kadar süreceğini biliyorsunuz. Bu durumda, ameliyat sonrası sancılı dinlenme süreciyle başa çıkmaya daha hazırlıklı olursunuz.




  
Devamını Oku
Alternatif İnternet

Stresle Nasıl Başa Çıkılır

    No comments:

Stresin kelimenin gerçek anlamıyla beyninizi yiyip
bitirebileceğini ve sizi daha aptal bir insana dönüştürebileceğini biliyor muydunuz? Dahası, abartmıyorum ama sizi öldürmesi dahi mümkün.

Günümüzde hepimizin stres yaşamak için haklı sebeplerimiz var. Belki işte veya okulda kendinizi bir çıkmazın içinde hissediyorsunuz, belki sevdiğiniz kişiyle sert tartışmalar yaşıyorsunuz ve belki de ailenizde ilgilenmeniz gereken ağır sorunlar var. 

Stresle birlikte yaşamaya o kadar çok alışmışız ki artık bize normal geliyor. Bu yüzden belki de stresin ne kadar tehlikeli olabileceğini göz ardı etmeye başladık.


Stres Bizi Yavaşça Öldürebilir ve Beynimizi Küçültebilir

Bilim, uzun süreli strese maruz kalmanın gerek fiziki gerekse de akıl sağlığımız üstünde ciddi etkileri olduğunu uzun süre önce göstermişti. 

Örneğin, Yale Üniversitesi'nden araştırmacılar, stresin beyindeki sinir bağlantılarında kayba yol açıp sonuç olarak beyni büzüştüreceğini bulmuşlardı.

Bunun yanında, başka farklı bilimsel çalışmalar, sürekli olarak stres altındaki bir vücudun kalp problemleri ve hipertansiyon gibi ölümcül hastalıklara yakalanmaya daha yatkın olduğunu ortaya koymuştur. Amerikan Psikoloji Derneği'ne göre, yetişkin nüfus %75'e varan oranlarda stres kaynaklı fiziki rahatsızlık belirtileri göstermektedir.

Tüm bu gerçekler tek bir şeye işaret ediyor: stres, siz farkına bile varmadan sizi yavaşca öldürebilir.

Bu nedenle, ileride bir gün yine sadece biraz yorgun olduğunuzu düşündüğünüz zaman aşağıdaki stres semptomlarına bir göz atmayı deneyin:

1. sık sık baş ağrısı çekme. boyun ve sırt ağrısı.

2. hafif sersemlik ve baş dönmesi.

3. açıklanamayan kızarıklıklar, kaşınma ve ürperme.

4. sık sık grip ve soğuk algınlığına yakalanma.

5. mide ağrısı veya yanması, bulantı, iştah kesilmesi veya artışı.

6. kabızlık veya ishal, yoğun gaz çıkarma veya şişkinlik.

7. ani duygu değişimleri. ani öfke veya sinme, düşmanlık.

8. odaklanma veya önemsiz şeyleri unutmada güçlük.

9. uykusuzluk veya kabus görme.

10. sürekli yorgunluk, tükenmişlik ve güçsüzlük.

Yukarıdakiler stresin çok sayıda fiziki belirtilerinden en yaygın ve kolay anlaşılır olanları... Bedenlerimiz strese birçok değişkene bağlı olarak farklı farklı tepkiler verirler. Ancak saydıklarımız çoğu insan için ortak belirtilerdir.

Bize güçlüklerle karşılaştığımızda hayatımıza devam etmemiz ve onları aşmak için mücadele etmemiz öğretildi. Ancak aşırı stres altında bu tavsiyeler işe yaramaz.

Bazıları Stres Altında Daha Verimli Davrandığımızı Düşünüyor. Bu Doğru mu?

Doğru olan şu ki, bir parça stres normal ve yararlı olabilir. Örneğin, birçoğumuz sınav, iş görüşmesi veya bir topluluğa konuşma yapmadan önce biraz gergin hissederiz. Bu tür bir stres, yapacağımız işe odaklanmak ve daha keskin duyulara sahip olmak için ihtiyaç duyduğumuz adrenalin ve enerji patlamasını sağlayabilir. 

Ancak ne zaman ki stres başa çıkmanın çok zor olduğu düzeye yükselir, işte o zaman sorunlar doğmaya başlar. Berkeley Üniversitesi'nden bir araştırma stresin beyin yapısını değiştirerek anksiyete ve depresyonun ortaya çıkma riskini artırdığını gösteriyor. 

Stres ruh sağlığımız için yıkıcı olabilir, hatta kimi insanlarda topyekün bir çöküşe yol açabilir.

Bu nedenle, strese nelerin yol açtığını ve bunlarla nasıl başa çıkılacağını anlamamız yararımıza olacaktır.


Stresi Hissediyoruz ama Çoğu Zaman Neyden Kaynaklandığını Bilemiyoruz

Niye stres altında hissettiğinizi anlayabilmeniz için kendinize sorabileceğiniz bazı soruları aşağıda listeledik:

1. Bu sıralarda hayatımda uğraşmak zorunda olduğum yeni güçlükler ve mücadelelerle mi karşı karşıyayım?

2. Bunlar gerçekten yeni güçlükler mi yoksa sadece onlarla yüzleşmekte ben mi çok endişeli davranıyorum?

3. Bu sorunları aşmak için gerekli niteliklere sahip değil miyim? Bu yüzden endişelenmeli miyim yoksa yeterince özgüvenli mi değilim?

4. Kendimden çok büyük beklentilerim mi var? Beklentilerim gerçekçi mi?

5. Bu sorunlara yol açan birileri mi var? eğer varsa bu kişi benim canımı mı sıkıyor?

6. Sorunlarımın ideal çözümü ne olabilir? Kendim başarabilir miyim yoksa birilerinden yardım almam gerekir mi?

7. Yapmam gerekenler listemde her gün beni strese sokan bir şey var mı? Bunla nasıl başa çıkabilirim?

8. Bu şey üstünde hiçbir kontrolümün olmadığı bir şey mi?

9. Belirli bir kişiyle zaman geçirmek veya belirli bir şeyi yapmak beni mutlu ediyor mu? Eğer ediyorsa, o kişiyi son zamanlarda daha az mı görmeye başladım veya o şeyi daha az mı yapıyorum?

10. Belirli bir kişiyi gördüğümde veya belirli bir şeyi yaptığımda daha stresli mi oluyorum? Şu an keyifsiz olmamın sebebi ikisinden biri olabilir mi?

Bu sorulara vereceğiniz yanıtlar, stresinizin kaynağını tespit edip stres yönetimini başarmanızda size yardımcı olacak. Sorunun iş, okul, aile veya ilişkileriniz gibi alanlardan hangisi ile alakalı olduğuna da kafa yorabilirsiniz.

İkinci adım size en uygun çözümü bulmak olmalı.


Önce Stresi Üstümüzden Atmak veya Hafifletmek için Bazı Hızlı Çözümlere Bakalım

Alkol, Kafein ve Sigaradan Uzak Durun

Bu ürünler beyninizi uyararak bedeninizi strese sokan kimyasallar barındırıyorlar. İş sırasında sert bir kahve veya yorucu bir iş günü sonunda rahatlamak için birkaç kadeh sizi cezbediyor olabilir. Ancak rahatlamak için daha sağlıklı yollar olduğunu hatırlamalısınız ki bazılarına aşağıda değineceğiz. Eğer illa bir şeyler içmek istiyorsanız şimdilik sadece su için.

Nefes Alma Tekniklerini Uygulayın

Her gün 15 dakika tüm sorunları zihninizden uzaklaştırın ve derin nefes alma egzersizleri yapın. İnternette bu egzersizlerle ilgili çok sayıda uzman videosu bulabilirsiniz. Sizi sakinleştireceği için sonrasında problemleriniz hakkında daha net bir zihinle düşünme şansı bulacaksınız. Ayrıca, eğer uyku problemleriniz varsa, nefes alma egzersizleri sayesinde daha kolay uykuya dalabileceksiniz.

Uyku

Stresli olduğunuz dönemlerde uykuya dalmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Eğer üstteki egzersizler uyumanızı kolaylaştırmadılarsa, üstünüze ağır bir battaniye alarak uyumayı deneyin. Uyumanızı kolaylaştıracaktır.

İyi dinlendiğinizde strese göğüs germek daha kolay olacaktır. Sorunların kontrolünüz dışında geliştiği hissine daha az kapılacaksınız.


Bir Arkadaşınızla Konuşun

Biriyle sohbet etmek sorunları aşmada çok klişe bir yol gibi görünebilir ama işe yaradığı muhakkak. Bazen yardım ve destek almak için bunu istemeyi öğrenmemiz gerekir. Yardım beklemek zayıf olduğunuzu göstermez; aksine, problemlerinizi bir başkasına açabilecek kadar güçlü olduğunuzu gösterir.

Örneğin, eşinizle bir sorun yaşıyorsanız, arkadaşınıza aynı durumda onun ne yapacağını sorun. Dışarıdan bir bakış açısı size ilham verebilir.  


Egzersiz Yapın

Egzersiz yapmak, adrenalin ve kortizol gibi stres hormonlarının salgılanmasını azaltırken mutluluk hormonu olarak bilinen endorfin salgılanmasını artırır. Vücudunuzda bu hormonların dengeli biçimde salgılanması stres yönetimi için kilit önemde bir gerekliliktir.

Eğer hiçbir zaman spora çok yatkın bir insan olmadıysanız, bir anda egzersiz yapmaya başlamanın zor bir iş olacağını biliyorum. Bu durumda sabah veya akşam saatlerinde yürüyüş yapmanızı öneririm çünkü düzenli yürüyüşün de egzersiz yapmaya benzer sağlık yararları var. Dilerseniz bir grupla birlikte doğa yürüyüşleri yapmak daha iyi bir alternatif olabilir, hem böylece sevdiğiniz insanlarla vakit geçirmiş olursunuz.

Uzun Vadeli Kalıcı Çözüm için Bu Önerileri Günlük Yaşamınızın Parçası Haline Getirin

Stres Günlüğü Tutun (veya Duygu Takibi Aplikasyonu)

Her günün sonunda o gün sizi nelerin strese soktuğunu not alın. Neler yaptığınızı, yaptığınız şeylerin nasıl sonuçlandığını ve sizi nasıl hissettirdiğini yazın. Sizi strese sokan veya üzen şeyleri anımsarken kendinize "bu şeyler gerçekten kaygılanmaya değer mi" diye sorun.

Eğer yazmak size göre değilse şu akıllı telefon aplikasyonlarını deneyebilirsiniz:

iPhone kullanıcıları için Mood Track Journal;

Android kullanıcıları için Moodtrack Diary.

Bu uygulamaların kullanımı gayet kolay ve eğlenceli. Günlük duygularınızı kaydedip nelerin stresi, mutlu veya üzgün hissetmenizi tetiklediğine bakabilirsiniz. Tetikleyen unsurları açığa çıkardığınızda artık yapmanız gereken, onlardan uzak durmaya çalışmak olacak.

Yapılması Gerekenler Listenize Gerçekçi Yaklaşın

İşinizle ilgili planlar yaparken hedefleriniz hakkında gerçekçi davranın. Yeteneklerinizi dürüst biçimde değerlendirip aşırı yüksek beklentilere kapılmayın.

Örneğin, işinizle ilgili çok zor bir görevi bir saat içinde bitirmeyi hedeflemek yerine, o görev için gereken makul çabayı ve süreyi hesaplayarak ulaşılabilir bir hedef koyun.

Ayrıca, yapmanız gereken işler arasında bir öncelik sıralaması yapın. Kendi becerilerinizi ve gösterebileceğiniz çaba düzeyini abartmayın ve işin zorluğunu küçümsemeyin.


Her Zaman Bir B Planınız Olsun

Hayatta kontrolünüz dışında gelişmeler ve beklenmedik değişimler yaşandığını kabul edin.

Farkında olmanız gereken şey, sizin bu değişimleri göğüsleyebilecek ve her zaman hazırlıklı olabilecek güce sahip olduğunuzu bilmenizdir.

"En iyisini umun ama en kötüsüne hazırlanın" boş bir söz değil. Bir B planına sahip olduğunuzda artık elinizden geleni yapmışsınız demektir. Bir şeyler yanlış giderse ya B planınız devreye girecek ve durumu kurtaracak ya da zaten yapabileceğiniz başka bir şey olmadığı için gelişmeler sizi yıpratmayacaktır. Böylece, ya bir şeyler yanlış giderse düşüncesinden kendinizi kurtarabilirsiniz. Kaldı ki, her zaman bir şeyler yanlış gider, öyle değil mi?

Beklenmedik bir değişim yaşandığında stres yaşayıp üzülmektense bakış açınızı değiştirerek bu değişime ayak uydurun. Bu yeni duruma başka bir gözle bakmayı deneyin. 

Mesela, topluluk önünde yapacağınız bir konuşma öncesinde, konuşmanızın insanların yeterince ilgisini çekmeyeceği endişesine kapılmak yerine, zihninizde o anı canlandırarak insanların ilgisini yeniden kazanmak için neler yapabileceğinize odaklanın. Belki tam o anda bir şaka aklınıza gelir veya konuşmanızı soru-cevap şeklinde sürdürüp insanlarla etkileşiminizi artırabilirsiniz. 

En kötü senaryoyu kafanızda canlandırın ki onun ötesinde endişe edebileceğiniz başka bir şey kalmasın.


Stresi Kontrol Etmenin Elinizde Olduğunu Anlayın

Stresle birlikte yaşamayı öğrenin ve onun yaşamınızı elinizden almasına izin vermeyin.


"Stres hakkında düşünmenin kendisi bir stres kaynağı haline gelmesin. Problemlerinize saplanıp kalmayın. Bir şeylerin yanlış gitmesinden endişelenmek yerine doğru giden şeylere odaklanın"

Stresin olumsuz bir şey olduğunu düşünmek yerine onun aslında yardımcı bir araç olduğunu düşünün. Bu zihinsel dönüşüm zor durumlarda kontrolü tekrar elinize almanıza yardım edecektir.

Ancak, stresi göz ardı etmeniz gerektiğini söylemeye çalışmıyorum. Tam tersine, onun varlığını kabullenmeniz gerekir.

Stresin bazen yardımsever bir dost gibi davranabileceğini bilmek kendinize güveninizi artıracak ve stresli anlarda güçlü kalabilmenizi sağlayacaktır.

Her insanda farklı yöntemlerin işe yarayacağı aklınızın bir köşesinde hep bulunsun. Sizin için belirli bir stres yönetimi stratejisi işe yaramazsa hemen ümitsizliğe kapılmayın. Denemeye devam edin ve sabırlı olun.




  
Devamını Oku
Alternatif İnternet

Reklam Yayınlama Hakkında Bazı İlginç Bilgiler

    No comments:

İnternet reklam yayınlama sektöründe, link tıklama oranları
(CTR) tüm zamanların en düşük seviyesinde. Okuyucuların çoğu için bu yeni bir bilgi değil. 2000li yılların ortasından itibaren aşağı doğru trend görünür hale geldi. Şu makalede niye banner reklam yayınlamanın etkili bir para kazanma yolu olmayacağı liste halinde açıklanmış. Yazıya genel olarak katılmama rağmen bazı somut noktalarda oradaki tespitlerden ayrılıyorum. Reklam yayınlamada başarı, tıpkı online pazarlamanın diğer formlarında olduğu gibi, kişinin bu strateji için ne kadar hazırlık yaptığına ve çalıştığına bağlı. Reklam üretimi, reklam kopyalama ve genel strateji önemli bir rol oynuyor. Sonuçta bu tamı tamına on altı milyar dolarlık piyasa ve giderek büyüyor. Hiçkimse bu büyüklükte bir parayı gerçekçi bir getirisi olmayan bir işe harcamak istemez. Ancak, söz konusu makale bazı çok ilginç gerçeklere değiniyor. İşte bazıları:

Reklam başına link tıklama oranı (CTR) ortalama yüzde 0.1 civarındadır.

Tüm internet kullanıcılarının yüzde 8'i, internette yayınlanan tüm reklamların aldığı tıklamaların yüzde 85'ini gerçekleştiriyor. Bu bilgi 2009 yılına ait. Öyle tahmin ediyorum ki, özellikle re-targeting denen yeniden hedefleme yöntemin tanınmasıyla birlikte, bu oranlar daha da artmıştır.

İşte en şok edici bilgi:

İstatistiki olarak, ortalama bir internet kullanıcısının bir reklama tıklama ihtimali, uçak kazasından kurtulma ihtimalinden daha düşük.

Kendi yaptığım araştırmayla bu bilgiyi daha farklı istatistiklerle süsledim.

1. Harvard ve Stanford üniversitelerinin ikisine birden aynı anda kabul edilme ihtimaliniz bir reklama tıklamadan daha yüksek.

2. 2012 yılında tüm internette altı trilyon reklam görüntülemesi yapıldı.

3. Kuracağınız iş için devletten hibe sermaye alma ihtimaliniz reklama tıklamadan daha yüksek.

4. Ortalama reklam linki tıklama oranı en yüksek Malezya'da (yüzde 0.3) ve en düşük Finlandiya'da (yüzde 0.05).

5. En çok kullanılan üç reklam formatı, yayında olan tüm reklamların yüzde 80'ini oluşturuyor.

6. Hem siz hem eşinizin gözleri kahverengi olsa bile doğacak çocuğunuzun gözlerinin mavi olma ihtimali bir reklama tıklama ihtimalinden daha yüksek.

7. Büyük ölçülerdeki reklam banneri diğerlerine kıyasla en yüksek link tıklama oranına sahip.

Bu gereksiz eğlenceli bilgileri bir kenara koyarsak, yayınladığınız reklamları daha etkili hale nasıl getirebilirsiniz?

Yeni ölçü birimleri? Reklam tıklama istatistiklerinin merkezinde CTR vardır. Başka bir bakış açısı ile banner reklamları değerlendirilebilir. Çok sayıda seçenek var:

Reklam Angajmanı: Henüz belirli bir tanımı yapılabilmiş değil. Ancak reklam yaratıcılığını inceliyor ve buna göre kullanıcının tıklamamasına rağmen reklamla sadece fare imlecini üstünde gezdirmekle sınırlı kalsa bile bir şekilde etkileşime geçip geçmediğine odaklanıyor.

Yayınlanma Süresi: Reklamın sayfada görünür halde kaldığı süre.

Angajman Süresi: Kullanıcının reklamla etkileşim halinde kaldığı süre.

Google'a göre, teknoloji reklam verenlere kullanıcıların duygusal etkileşimi ve offline davranışlarına etkisini hesaba katarak geri dönüş planlaması yapmalarına yardımcı oluyor.

Zengin medya (rich medya) adı verilen ve gelişmiş görsellikle sunulan reklamları kapsayan reklam tarzının klasik reklam bannerlarına kıyasla daha etkili oldukları ortaya çıktı. Bilgisayar oyunlarından videolara kadar geniş bir formatta yayınlanabilen bu reklamların statik reklam yayınlamaya göre altı kat daha fazla kullanıcı etkileşimi sağladığı biliniyor. 2012 yılında yapılan bir çalışmada, yine zengin medya reklamlarının yayınlandıkları siteye üç kat daha fazla kazanç sağladığı bildirildi.

Hedefleme Yöntemini Farklılaştırmak? Google temel olarak yayıncıların sitelerine reklam yerleştirirken bağlamsal hedeflemeyi kullanıyor. Bağlamsal hedefleme, sitenin içeriğine veya kullanıcıların o siteyi bulmak için başvurdukları anahtar sözcüklerin konusuna benzer reklamların yayınlanması demek. Bu yöntemin şu an mümkün olanlar arasında reklamcılar için en iyi seçenek olduğuna kuşku yok. Ancak bu yöntem o kadar da iyi işlemiyor. Facebook, kullanıcılarının profil bilgilerine dayanarak belirlenebilir bir hedef kitlesi kullanmanıza izin veriyor. Buna rağmen, Facebook'un link tıklanma oranının (CTR) Google reklamlarından daha düşük olduğunu biliyoruz. Daha başka bir yöntemle hedef kitlesi belirleyebilmek daha iyi olabilirdi. Kullanıcıların ne tür reklamları görmek isteyip istemediklerini kontrol edebilecekleri bir sistem, reklam etkileşimine ve tıklanma oranına olumlu yansıyabilirdi. Böylesi bir reklam geri dönüşü yöntemi basit haliyle, kullanıcılarına reklamları artı veya eksi oylama imkanı sunan Reddit ve stack-overflow gibi bazı sitelerde uygulanıyor. Geliştirilmesi reklam piyasasına yeni bir soluk katabilir.

Daha az Reklam? Google, 2015 yılında internet kullanıcıları tarafından görüntelenecek ortalama banner reklamı sayısının %25 azalacağını tahmin etmişti. İnsanların giderek daha az banner reklamına maruz kalacakları ama azalan reklamların kullanıcının daha yakından ilgi duyacağı türden olacağı düşünülüyor.






Devamını Oku
Alternatif İnternet

Google Adsense ile Ne Kadar Para Kazanabilirsiniz?

    1 comment:

İster beş dakika önce blog yazarlığına adım atmış olun
isterseniz beş sene önce, blogunuzdan para kazanmak hep en önemli mesele olarak karşınıza çıkacak. Blog açarak para kazanmayı denemeli miyim? Gerçekten internetten para kazanarak geçinen insanlar var mı? Blogumdan nasıl para kazanabilirim?

Google Adsense blogunuzu para kazandırır hale getirmenin en kolay ve yaygın yolu. Ancak sizi uyarmalıyım: Adsense bir anda köşeyi dönme yöntemi değildir. Aksine, birkaç lira kazanmak bile çok uzun zaman alabilir. Yine de, uzun vadede çok para kazanmanız da mümkün elbette.


Adsense Nedir?

Adsense, blog ve site sahiplerine Google reklamlarını yayınlayarak para kazandıran bir program. Muhtemelen bugüne dek adsense reklamlarına defalarca kez denk gelmişsinizdir. Haliyle, Google kazancın aslan payını alırken size küçük bir yüzde verir. Adsense'den para kazanmanın iki yolu var:

Görüntüleme, Adsense reklamları bulunan sayfaların veya gönderilerin görüntülenmesi ile para kazandırır.

Tıklama, bu reklamların tıklanması ile para kazandırır (kendi reklamlarınıza asla tıklamayın)

En basit haliyle anlatırsam, bir adsense hesabı almak için başvuruda bulunuyorsunuz ve ardından size verilen kodu sitenize veya blogunuza ekliyorsunuz. Sitenizdeki Adsense reklamlarının nasıl görüneceklerini, nereye yerleştireceğinizi ve hangi tür reklamlar yayınlanacağını siz belirleyebiliyorsunuz. Adsense kazancınız yüz dolara ulaştığında Google ya size bir çek gönderiyor veya doğrudan banka hesabınıza tutarı transfer ediyor.

Kimler Adsense'e Başvuru Şartlarını Taşır

Eğer Blogspot/Blogger kullanıyorsanız kullanım panelinizdeki monetize sekmesinden adsense başvurunuzu yapabilirsiniz.

Eğer ayrıca host ettiğiniz Wordpress bloguna sahipseniz Adsense sitesine girip bir hesap başvurusunda bulunmalısınız. Başvurunuz kabul edilince manuel olarak kodu alıp yapıştırabilir veya adsense pluginini ekleyebilirsiniz.

Eğer bedava Wordpress kullanıyorsanız Adsense başvurusu yapamazsınız. Ancak kendi alan adınız varsa Wordads reklam başvurusu yapabilirsiniz. 


Ne Kadar Para Kazanabilirim

Yukarıda söylediğim gibi Adsense ile bir günde zengin olamazsınız. Kendi blogumda sadece iki lira kazanmak benim tam dokuz ayımı aldı. Ancak geçen ay yüz lira seviyesine çıkabildim. Bu artış iyi bir gelişme gibi görünse bile başka insanların bloglarından tam zamanlı bir iş gibi para kazandıklarını biliyorum. Onlarla kıyaslanınca bu tutar hiçbir şey ifade etmiyor. Tabi onların ulaştığı noktaya gelebilmek için zamana ve bu zaman içinde giderek artan bir site trafiğine ihtiyacınız olacak.

Adsense'de yayınlanan bazı reklamlar geri kalanlardan daha iyi kazandırır. Bu durum sahip olduğunuz trafik miktarı, insanların hangi anahtar kelimeleri arayarak size ulaştıkları ve belirli bir reklama tıklayan insanların oranı gibi faktörler tarafından belirlenir. Google Adsense reklamlarından ne kadar para kazanacağınız bahsettiğim gibi çok sayıda faktöre bağlı olmakla beraber; kesin olan şu ki, yeni bloglar kayda değer miktarda para kazanamazlar.

Benim kişisel blogum şu an on dört aylık ve bazı günlerde hiç reklam tıklaması almıyorum ve sadece görüntülemelerden kazandığım tutar birkaç kuruşu geçmiyor. Bazı günlerde her tıklama iki dolar kazanca ve üstüne kadar çıkabiliyor ama örneğin dün tıklama başına gelir 26 sente düşmüştü. 

Çoğu insan, kodu bloguna yerleştirdikten sonra aylarca doğru düzgün para kazanamaktan şikayetçi olur ve sabırsızlanır. Eğer hemen aynı gün para kazanacağınız bir yöntem arıyorsanız Adsense size göre olmayabilir. Dürüst olmam gerekirse, ben hemen aynı gün size ödeme yapacak bir sistem bilmiyorum. Zaten biliyor olsaydım kendim kullanırdım :)

Adsense'den Nasıl Para Kazanabilirim

Temel olarak, tıklama oranınızı artırmak için yapabileceğiniz en iyi şey, arama trafiğinizi artırmaktan ibaret. İnsanlar bir soruna çözüm aradıklarında genellikle Google veya Bing gibi arama motorlarına başvururlar. Eğer sizin bu sorunlara çözüm getiren gönderileriniz varsa, arama motoru optimizasyonu sayesinde arama sonuçlarında iyi bir sıralama (rank) elde edeceksiniz. SEO ayrıca sayfanızda arama ile daha alakalı reklamların görünmesine katkı yapacağından insanlar sayfanıza girdiğinde sorunlarıyla ilgili reklamlara tıklama ihtimalleri artacaktır. Sonuç olarak reklam tıklaması ile kazanabileceksiniz.

Diyelim ki, ben liposakşının sağlık riskleri hakkında bir makale yazdım. SEO teknikleri kullanarak Google'ın makalemin içeriğini daha iyi anlamasına yardımcı oluyorum. Bu sayede, biri liposakşının riskleri şeklinde bir Google araması yaptığında arama sonuçlarında üçüncü sırada çıkmayı başarıyorum. Adsense de benim makalemin içeriğini Google ortak platformu sayesinde biliyor olduğundan bu makalemi görüntüleyen kullanıcılara söz gelimi güvenli liposakşın hizmeti veren bir firmanın reklamını yayınlıyor. Benim sayfamı ziyaret eden insanların bu reklama tıklama ihtimalleri gayet yüksek olacaktır.

Verdiğim örnekten de anlaşılacağı gibi, reklam kazancının ilk başladığı yer insanların görüntülemek isteyecekleri kaliteli ve alakalı bir içerik sağlamaktan geçiyor. 

UYARI

Blogunuza Adsense kodu yerleştirmeden önce bilmeniz gereken çok önemli birkaç konu var:

1. Asla kendi reklamlarınıza tıklamayın. Henüz farkında değilseniz size bir sır vereyim; Google internette olan biten hemen her şeyin farkında olan dev bir mekanizma. Böylesi muazzam bir yapının sizin kendi reklamlarınıza tıkladığınızı farketmemesi olanaksız. Evet, biliyorum kendi reklamlarınıza tıklayıp oturduğunuz yerden hemen biraz para kazanmak çok cezbedici bir uyanıklık gibi görünüyor olabilir. Ancak böylesi bir hile sizin Adsense sisteminden belki de sonsuza dek atılmanıza (banlenmenize) yol açacaktır.

2. Asla yakın çevrenize ve arkadaşlarınıza reklamlarınızı tıklatmayın. Tıpkı birinci maddeyle aynı... Sistemden atılmanıza yol açar. Google'ın nasıl bir algoritma kullanarak bu hileyi ortaya çıkarabildiği hala bir muamma ancak forumlarda bu yüzden atılmış yüzlerce, binlerce insanın deneyimlerini okuyabilirsiniz. Tanıdığım birkaç zeki arkadaşım da bu insanların içinde...

3. Reklam tıklamalarınızı günü gününe takip edin. Eğer o güne dek ortalama reklam tıklama sayınız diyelim ayda ikiyse ve bir günde onlarca tıklama almışsanız hemen sevinmeyin. Biri sizi sistemden attırmaya çalışıyor olabilir. Siz herhangi bir yanlış yapmamış olmanıza rağmen reklam tıklamalarında böylesi bir organik olmayan sıçrama, sizin şüpheli olarak atılmanıza yol açabilir. Aklınızda bulunsun, Google savunmanızı almaz. Her işlemi tek taraflı yapar.

4. Tek gelir kaynağınız olarak Adsense'e bağlı kalmayın. En iyi senaryoda, hepsi Adsense'e bağlanmış yüzlerce sağlam Seo yapılmış bloglarınızdan ayda binlerce lira kazanıyor olsanız dahi, Google'ın  ne zaman ne yapacağı asla belli olmaz. Bildiğim çok kaliteli ve büyük siteler hiçbir sebep olmaksızın sistemden çıkarıldılar. Ne olur ne olmaz diyerek Adsense alternatifi olarak bir para kazanma yöntemini her zaman kenarda bekletin.

5. Tek bir sayfada üçten fazla reklam kullanmayın. Google sayfa başına maksimum üç reklama izin veriyor. Örneğin, bir tane başlıkta (header), bir tane kenar sekmelerde (sidebar) bir tane de gönderinin sonunda varsa o sayfada başka Adsense reklamı kullanmaya yetkiniz yok. Zaten üç reklam fazlasıyla yeterli olacaktır. Her tarafı reklamla donatarak düzenli okuyucularınızı rahatsız etmemeye dikkat etmelisiniz. Sitenizi çirkinleştirmeden reklamları uygun şekilde yerleştirmenin iyi yolları bulunuyor.

Adsense gibi karmaşık ve geniş bir konuyu kısa bir makalede tam anlamıyla incelemek elbette zor bir iş. Bu gönderide sadece yeni başlayanlar için bazı birkaç temel konuyu anlatmak istedim. Adsense ve reklam konusunda çok daha ayrıntılı incelemeler için şu ve şu makalelere göz atmanızı tavsiye ederim.




Devamını Oku
Alternatif İnternet

Blog Yazarak Para Kazanmak hakkında Her Şey

    12 comments:

Dünyanın en çok para kazanan kişisel bloggerlarından biri olan Jon

Morrow'un konu hakkındaki makalesini aşağıda paylaşıyoruz.

Pek çok kişi bizim ahmak olduğumuzu düşünüyordur, öyle değil mi?


Dünyanın geri kalanına blog yazarak para kazanmak bir şaka gibi geliyor.


Çünkü bu bir kariyer değil. Para kazanmak için iyi bir yol değil. Dünyayı değiştirmek için bir araç değil.


Bu sadece bir hobi, bir uğraş, gelip geçici bir heves... Tabi ki blog yazmaya başlayabilirsiniz ama bunu para kazandıracak bir meslek olarak görmeyin. Aksi çok saçma olurdu.


Ailenize, arkadaşlarınıza veya iş arkadaşlarınıza işinizden istifa edip blog yazarak para kazanmak istediğinizi anlatmaya çalışın. Gülümseyip şöyle diyeceklerdir: "bundan para kazanan kimse var mı ki?"


Sizi seven insanlar hayallere sahip olmanızı ve o hayallerin peşinden koşarak başarılı olmanızı isterler. Ancak aynı zamanda "gerçekçi" de olmalısınız.


Eğer gerçekten hayatınızı değiştirmek istiyorsanız, eğitim seviyenizi yükseltmeli, kendi işinizi kurmalı veya hatta bir kitap yazmalısınız. Tüm ümitlerinizi ve hayallerinizi küçük saçma bir bloga bağlamak çocukça olurdu. Kimse blog yazarak para kazanamaz.


Peki gerçekten öyle mi?


Bunu söylemekte kararsız kaldım ama bu blog ayda yüz bin dolardan fazla para kazanıyor.


Aslında, bu ay (Ocak 2016) yüz bin doları fazlasıyla aşan bir satış rakamına ulaştık. Gerçekten iyi bir ay oldu ve her zaman bu denli yüksek bir seviyeye çıkamıyoruz ama hemen her ay yüz bin dolar seviyesine mutlaka ulaşıyoruz.


Peki nasıl?


Size anlatacağım. Hayır, hava atmak amacıyla değil. Belki doğrusu biraz hava atmak da istiyor olabilirim ama internette blogunuzdan para kazanma yolları hakkındaki tavsiyelerin hepsinin işe yaramaz olduğunu göstermek asıl hedefim.


Örneğin, bu sitede herhangi bir reklam gördünüz mü?


Asla... Peki e-kitap satışı? O da yok. Bunları yapmamamızın bir sebebi var.



Blog Yazarak Para Kazanmayı Nasıl Öğrendim

Geçtiğimiz sekiz yıl boyunca, gezegendeki bazı en zeki bloggerlarla çalışma şansına sahip oldum. Bu isimlerin birçoğu kendi blog markalarını yaratarak multimilyoner seviyesine ulaştılar.

Onlarla karşılaştırdığımda benim aylık yüz bin dolarlık kazancım bile önemsiz kalır. 

Ayrıca, çoğu sanal tavsiyenin aksine size dosdoğru anlatacağım. Bu gelir pasif değil. Yani yattığınız yerden hiçbir şey yapmadan sadece ara sıra blog yazarak bu seviyeye ulaşamazsınız. İlk birkaç yıl haftada yüz saate yakın çalıştım. Hatta şimdi bile çoğu hafta altmış saate varan sürelerde çalışmayı sürdürüyorum.

İyi tarafı şu ki, bu uzun ve yorucu çalışmamın karşılığını alıyorum. Eğer anlattığım derslere kulak verirseniz siz de karşılığını alabilirsiniz.

Aşama Aşama Blog Yazarak Nasıl Para Kazanılır

İşte blog yazarak nasıl aşama aşama para kazanacağınızın planı:

1. Blogunu kur

2. Bloguna çok ziyaretçi çeken içerikler yaz

3. Bu ziyaretçileri email abonelerine dönüştür

4. Bu abonelere size güvenmelerini sağlayacak işe yarayan bilgiler gönder

5. Abone kitlenizin istediği ve ihtiyaç duyduğu ürünleri onlara sat

İşte bu kadar. Sadece beş adım. Sorun var mı?

Evet, bu inanılmaz zor bir süreç. Kağıt üstünde tüm bu süreç kulağa çok kolay geliyor ama işin içine girdiğinde her bir adım aşırı karmaşık ve yetenek gerektiren bir hal alıyor.

Özellikle beşinci adım...

Örneğin, kendinize ait ürün veya hizmetleri mi satmak istersiniz, eğer öyleyse hangilerini?

Ya çoğu yeni bloggerın sahip olmadığı gibi sizin de satacak bir ürününüz veya hizmetiniz yoksa?

Doğrusu, başkalarının ürün ve hizmetlerini satarak da para kazanabilirsiniz.

En kolay ve aynı zamanda en az kar bırakan yöntem reklam almak. Reklam aldığınızda, belirli bir ücret karşılığında firmaların kendi ürün ve hizmetlerinin sizin blogunuzda reklamını yapmalarına izin verirsiniz. Bunun haricinde, yine firmalarla işbirliği yaparak onların ürünlerini satış başına komisyon karşılığında affiliate satış ortaklığı şeklinde kendi blogunuzda satmaya çalışabilirsiniz.

Hangi yöntemi benimsemelisiniz? Ne yapmalısınız?

Tercih tümüyle size kalmış ama kararınızı vermeden önce anlamanız gereken birkaç hayati nokta var:

Siz Sadece Bir Blogger Değilsiniz

Blog açıp para kazanmaya karar verdiğiniz an siz artık sadece bir blogger değilsiniz. Bu anda siz aynı zamanda bir girişimci haline dönüşürken blogunuz da sizin küçük şirketiniz haline gelir.

Finansal pazarlama uzmanlarının müşteri çekmek için bedava seminerler verdiklerini duymuşsunuzdur.

İşte, blog yazmak da bu bedava seminerler gibidir. Siz de uzmanlığınızı ve bilginizi, müşteri bulabilmek ve bulduğunuz müşterilerin güvenini kazanabilmek için sunuyorsunuz.

Bir başka deyişle, eğer amacınız para kazanmaksa, blogunuz sizin talep yaratma mekanizmanız. Aynı zamanda bu talebi satın almaya dönüşene dek beslemektesiniz.

"Ama bir saniye, bu süreç çok zahmetli. Ben internetten para kazanmanın hızlı ve kolay bir yolunu arıyorum" diyor olabilirsiniz.

Cevabım çok basit olurdu: blog açmayın. Blog kurmak, birkaç kuruş kazanmaya değmeyecek kadar zor bir iş. 

Öncelikle, çok zamanınızı alacaktır. Ben bugüne dek karlı bir blog açmayı üç yıldan az bir sürede öğrenebilen kimseye rastlamadım.

İkinci olarak, her şeyi doğru yapmaya çalışsanız bile başarısız olmak ihtimaliniz tabi ki var. İlk birkaç blogunuz farkında olmadığınız yanlışlarınız yüzünden muhtemelen başarısız olacaklardır.

Bu iş tümüyle gerçek hayatta iş kurmaya benziyor. Her bakımdan...

Zengin olabilir misiniz?

Herkes bu nedenle girişimciliğe adım atıyor. Elbette başarılı bir iş kurup onu büyütürseniz milyoner hatta milyarder bile olabilirsiniz. Ancak her şeyi kaybetmeniz de olası...

Sıfırdan milyoner olmuş her kişi için, tüm sermayesini ve zamanını yatırıp batmış on kişi bulabilirsiniz. Girişimcilik yüksek riski ve aynı oranda yüksek getirisi olan bir iş. Çoğu insanın kaldıramayacağı miktarda yetenek, yoğun çalışma ve zeka gerektiriyor.

Tüm bunları sizi vazgeçirmek için anlatmıyorum. Sadece makul beklentilere sahip olmanızı sağlamaya çalışıyorum.

Kendi hikayemi biraz daha yakından anlatayım.

Sıfırdan Yüz Bine Yolculuğum

İlk bir dolarımı kazanmam tam beş yılımı aldı.

Bu süre boyunca toplam dört farklı blog açtım. Bu bloglarda akşamları ve hafta sonları çalıştım. İlk üç blogum tamamen başarısız oldular. Her birine yüzlerce saatlik emeğimi yatırmış olmama rağmen şimdi geriye dönüp baktığımda çok sayıda hata yapmış olduğumu anlıyorum. Sonunda hepsini kapatmak zorunda kaldım. Tek kuruş para kazanamadım.

Yalan söylemeyeceğim, berbat bir durumdu.

Blogum her başarısız olduğunda ciddi ciddi bu işi komple bırakmayı düşündüm. Tüm zamanımı ve enerjimi hiçbir şey kazandırmayan bir işe yatırdığımı hissediyordum.

Fakat bu doğru değildi. Her başarısızlıkta daha çok şey öğreniyordum.

Evet, bir sürü hata yaptım, ama o hataları tekrar etmedim. Bu yüzden, her ne kadar bu dört blogun her biri başarısız olsa da, her yeni blogum öncekinden başarıya daha yakın oluyordu.

Dördüncü blogumda her şey yerli yerine oturmaya başladı. İki ay içinde günde bin ziyaretçi sayısına ulaştım ve bu blogu on bin dolara isteyen birine sattım. İşte bu aşamada benden bir şeyler olacağını biliyordum.

Dördüncü blogdan sonra kendim blog açmayı bırakıp başka büyük bloglar bünyesinde birkaç yıl çalıştım. Fakat enin sonunda kendi blogumu kurma dürtüsü yeniden galip geldi ve nihayet şu an yayın yaptığım ayda yüz bin dolar kazanan bu blogu açtım.

Toplamda bu noktaya gelmek benim sekiz yılımı aldı. Fakat bu sekiz yılın karşılığında hayatımın sonuna dek yetecek parayı kazanmayı başardım. Ayrıca, her gün insanlardan onların hayatını bu blog sayesinde nasıl iyileştirdiğimi anlatan mailler alıyorum.

Kısacası, buna değiyor. Hiç şüphe yok.

Fakat kolay mıydı? Hayır, hiç kolay değildi. Başka bir işi, gerçek hayatta bir işi kurmak ne kadar zor ise o kadar zordu.

Kendi sürecim boyunca, başkalarının sürecini kısaltabilecek birkaç önemli nokta öğrendim. Aşağıda bahsedeceğim bu derslerin bazıları eminim sizi şaşırtacaktır.

Ders 1. Reklam Alanı Satmayın (Google Adsense Kullanmayın)

Ortalama bir yeni blogger'a blogundan nasıl para kazanmayı planladığını sorduğunuzda size reklam alacağını söyleyecektir. Sonuçta, büyük haber siteleri ve diğer büyük siteler de aynı şeyi yapıyorlar, niye o yapmasın?

Ancak bu büyük bir hata.

Ben üstte bahsettiğim dönemde büyük bir blogda çalışırken küçük bir deney yapmıştık. Normalde, biz sitemize reklam almayı reddediyorduk fakat sırf test etme adına sağ sekmeye üç reklam alanı yerleştirdik.  

Öncelikle, bu üç reklam alanına kendi ürünlerimizi koyduk ve birinin o ürün reklamlarına tıklaması sayesinde yaptığımız satışları saydık. Tam sayıyı şu an hatırlayamıyorum ama ilk bir ay içinde elli bin dolar civarında bir satış rakamına ulaşmıştık. Hiç fena değildi.

Sırf meraktan, reklam verenlerle görüşerek o üç reklam alanı için aylık ne kadar ödeyeceklerini öğrenmek istedim. Pazarlıklarım sonucunda ulaşabildiğim en yüksek teklif tek bir reklam alanı için beş bin dolardı, hepsi için on beş bin dolar ediyor. Bu miktar, kendi ürünlerimizi satarak elde ettiğimiz tutarın yüzde yetmişinden az !

Üstelik teklif edilen bu ücret, büyük ve internette otorite olarak adlandırılan sitelerden biri içindi. Başlangıç aşamasındaki yeni bir blogcu için gelecek tekliflerin ne kadar düşük olacağını hayal edebilirsiniz.

Elbette gerçekten adil bir kıyaslama olmayabilir. Çünkü kendi ürünlerinizi satarken müşteri hizmetlerini, ürün geliştirmeyi ve diğer zorunlu maliyetleri de hesaba katmak zorundasınız. Ancak tüm bu faktörleri hesaba kattığımızda bile kendi ürünlerimizin reklamını yapmak çok daha karlı oluyordu.

Bir diğer karlı yaklaşım diğer firmalarla işbirliği yaparak onların ürünlerini affiliate marketing kapsamında satış ortağı olarak satmak. Bu durumda blogunuzdan yaptığınız her bir satış başına belirli bir komisyon alırsınız. Bu yöntemi hiç test etmedik ama tahminim o üç reklam alanıyla bu affiliate yöntemiyle aylık yirmi beş bin dolar civarında bir para kazanabilirdik. Yine, reklam verenlerin en yüksek tekliflerinden yüzde altmış yüksek bir tutar.

Sonuç?

Eğer size bağlı ve güvenen bir okuyucu kitleniz varsa, reklam almak asla zeki bir hamle değil. Bu tespitim Google Adsense, sponsorluk ve reklam ağları gibi tüm reklam çeşitlerini içeriyor. Bunların hiçbiri kendi ürünlerinizi satmanız veya affiliate satış ortaklığı ile başkalarının sattığınız ürünleri üstünden komisyon kazanmanız sonucu elde ettiğiniz karın yanına bile yaklaşamayacaktır.

Bir diğer ders hakkında konuşalım...

Ders 2. Affiliate Marketing veya Türkçesi ile Satış Ortaklığı Yapmak

Şu sıralarda yeni bir blog açmak üzereyim. Detaylarını yakında başka bir yazımda paylaşacağım. Bu yeni blog, alanına ilişkin elimde hiçbir ürün bulunmayan tamamen farklı bir alanda faaliyet gösterecek. Bu yüzden, ondan para kazanmanın en iyi yolunu düşünmek zorundayım ve vardığım sonuç affiliate marketing (satış ortaklığı).

Eğer bu kavrama yabancıysanız, kısaca başkalarının ürünlerini veya hizmetlerini her satış için belirli bir komisyon karşılığında sizin pazarlamanız anlamına geliyor. Yazılım ve bilgi ürünlerinde satış ortağı yüzde elliye yakın hatta fazla oranda komisyon kazanabiliyor. Yani kazançlı bir iş modeli.

Bir başka büyük kişisel blogcu sadece affiliate komisyonlarından ayda yüz bin dolardan fazla kazanıyor. Şu an bu yazıyı okumakta olduğunuz sitede biz genellikle kendi ürümlerimizi tanıtıyor ve satıyoruz. Ancak yerleştirdiğimiz az sayıda affiliate ürün linklerinden bazen ayda otuz bin dolara yaklaşan düzeyde ciro elde edebiliyoruz. 

Tabi ki, sizin kuracağınız blog küçük olacağından bu büyüklükte bir meblaga ulaşamayabilirsiniz ama affiliate marketing-satış ortaklığı pazarlama başlangıç için en iyi yollardan biri olabilir. 

Sebepleri:

Hızlı olması. Kendi ürününüzü bulmak veya üretmek için aylar ve hatta yıllar harcamak yerine yapmanız gereken tek şey sitenizde bir link paylaşmaktan ibaret. Ziyaretçi kitleniz size bağlıysa daha ilk saatlerde ve hatta dakikalarda bile komisyon ücreti kazanmaya başlayabilirsiniz.

Affiliate marketing sisteminden elde edilen gelir tümüyle pasif gelirdir. Ürün bulmak, müşteri hizmetleri ile uğraşmak veya kendi ürünlerinizi satarken karşılaştığınız herhangi bir teknik zorlukla uğraşmak mecburiyetinde değilsiniz. Bunlardan arta kalan boş zamanınızı sitenize gelen trafiği artırmaya harcayabilir ve böylece sadece satış miktarınızı artırmaya odaklanabilirsiniz.

Gelecekte kendi ürününüzü hazırlayabilmeniz için size öncülük eder. Eğer pazarladığınız affiliate ürünlerden biri diğerlerinden on kat daha çok satıyorsa, o ürünün benzerini kendiniz tasarlayarak kendi ürününüz olarak satmayı düşünebilirsiniz. Çünkü biliyorsunuz ki ziyaretçi kitleniz o ürünü istiyor. Affiliate marketing, kazandırmasının yanında gelecekteki kendi işiniz için bir ön çalışma olabilir.

Kanımca, bu stratejinin avantajları o kadar büyük ki, yeni başlayan bir bloggerın başka bir iş modeli düşünmesine gerek yok. Tek bir istisnası var: o da şahsen hizmet sağlayan kişiler.

Eğer grafik tasarımcıysanız, emlakçıysanız, avukatsanız veya bunlara benzer bir şahsi hizmet sağlıyorsanız, blogunuzda daha ilk günden kendi hizmetlerinizi tanıtmak istersiniz. Bu tip hizmetlerden sağlayacağınız kazanç haliyle daha ilk günden alternatiflerden daha yüksek olacaktır. 

Ders 3. Doğru Ürün ve Fiyat Piramidini Kurmak


Affiliate marketing ile muazzam paralar kazanıyor olsanız bile, bir süre sonra kendi ürünlerinizi satmak isteyebilirsiniz. Peki, bu durumda nereden başlamalı?

Buna piramidin tepesi şeklinde yanıt veriyorum. Ne demek istediğimi açıklayacağım.

Satış piramidini biliyorsunuz, değil mi? Bir firma size önce bedava bir promosyon ürünüyle yaklaşır, daha sonra size ucuz ama karşı konulamaz bir ürün teklif eder, ve bu noktada onların çekimine girdiğinizden tatlı sözlerle sürekli daha yüksek fiyatlı ürün satmak ister. Bu denenmiş ve gerçek bir pazarlama taktiğidir. Benzerini mutlaka blogunuzda da hayata geçirmeniz gerekiyor.

Ama muhtemelen bilmediğiniz nokta, bunu tersinden yapmalısınız.

Çoğu blogcu ilk ürün olarak ucuz bir e-book veya benzeri ürün satmaya başlar. Sonra da çok para kazanamamaktan yakınırlar. Niye? çünkü asıl kar, piramidin tepesindedir; zeminde değil.

E-kitap ve benzeri ucuz ürünleri satmak fena olmayabilir ama eğer arkasından satabileceğiniz daha pahalı ürünleriniz varsa... Aksi halde hiç anlamı yok. Tam tersine, önce pahalı ürünlerle başlayıp giderek daha ucuz ürünleri de yanına katmak daha iyi bir yönelim.

Eğer ucuz ürünleriniz varsa bunları kitlenize yeni katılmış insanlara pazarlayabilirsiniz. Çünkü kademeli olarak çıkabileceğiniz daha karlı ürünleriniz olduğunu biliyorsunuz.

Bu blogda şu an dokuz bin dokuz yüz dolardan kırk yedi dolara kadar beş farklı fiyat seviyesinde ürünler sunuyoruz. Önce en yüksek fiyatlı olanla başladık ve en son kırk yedi dolara kadar düştük. Bu şekilde diğer tüm fiyatlandırma senaryolarından daha iyi kazandığımızı gördük.

Ders 4. Ucuz Piyasa diye Bir Şey Yok

Şöyle dediğinizi duyabiliyorum: "On bin dolarlık bir ürünü satmam mümkün değil. Benim müşterilerimin o kadar parası yok".

Yüzde doksan sekiz ihtimalle haklısınız. Belirli olarak milyoner insanlara dönük ticaret yapmıyorsanız, müşterilerinizin ezici çoğunluğun premium ürünleri karşılayacak maddi durumu olmayacaktır. Ancak ilginç olan nokta şu ki, bunun hiçbir önemi yok. Sadece o yüzde ikiye satış yaparak geri kalan yüzde doksan sekizin tamamına yapacağınız satıştan fazlasını kazanabilirsiniz. 

Örneğin, bizim on bin dolarlık ürünümüz bir yıllık bloggerlık koçluğu. Bloggerlar çok zengin insanlar değillerdir bildiğiniz gibi. Fakat ben kontenjanı programı duyurduktan dakikalar sonra doldurmayı başarıyorum. Nasıl mı? en son bu programı açtığımızda kırk bin bloggera duyuru yapmıştım. Bu sayının yüzde ikisi sekiz yüz kişi eder. Programa sadece on kişiyi kabul edeceğimi söyleyerek bilinçli biçimde nadirlik yaratmıştım. 

İlk etapta duyuru yapabileceğiniz insan sayısı çok daha kısıtlı olsa bile siz de aynı şeyi yapabilirsiniz. Diyelim ki, yüz kişilik bir abone listeniz var. Önerdiğiniz premium ürünü alma ihtimalleri iki ve o iki ürün muhtemelen geri kalan doksan sekize satacağınız ucuz ürünlerden daha fazla kazandıracaktır. 

İlla on bin dolar seviyesinde yüksek fiyatlandırma yapmanız gerekir demiyorum. Doğrusu, biz iki bin dolarlık ürünümüzle on bin dolarlık ürünümüzden daha fazla para kazandık. Ama mesele şu, çoğu insan benzer ürünü 200 dolardan fazla fiyatlandırmıyor. Çünkü insanların bir kurs için verebileceği maksimum ücretin bu kadar olabileceğine inanıyorlar. Bu doğru değil. Her piyasada daha premium bir deneyim için daha fazlasını ödemeye hevesli müşteriler bulunabilir. 

Onlara bu isteklerini vermelisiniz. Sadece bir konuya dikkat edin. Yüksek fiyat, daha büyük ve işe yarar vaatler içermeli. Aşağıda açıklayacağım...

Ders. 5 Ücret Vaade Bağlıdır

On bin dolarlık koçluk programı örneğinden devam edelim. Nasıl olur da bana bu kadar para ödeyecek insanlar bulabilirim?

Bu insanlar aptal oldukları için bu parayı ödemiyorlar. Benden bir mail alıp eşine "bak hayatım işte paramızı sokağa atmak için bulunmaz bir fırsat. Hadi şu güzel görünüşlü beyefendiye hemen on bin doları verelim gitsin" demiyorlar.

Aksine, benden çok şey bekliyorlar. On bin doların karşılığında, onlara sıfırdan bloglarını kurup yalnızca ilk bir senede on bin email bülteni abonesine ulaşmalarına yardımcı olacağıma söz veriyorum.

Bu gerçekten ağır bir yükümlülük. Şöyle düşünün, on bin email abonesine sahip bir blogu, çoğu piyasada en az yüz bin dolara satabilirsiniz. Yani, ben onlara temel olarak on bin dolara karşılık yüz bin dolar vaat etmiş oluyorum.

Bu, sevgili arkadaşlar, iş yaşamının temel kurallarından biri.

Eğer yüksek fiyat çekmek istiyorsanız ki gerçekten çekebilirsiniz, mutlaka yüksek vaatleriniz olmalı. Benzer şekilde düşük fiyatların da düşük vaatleri olacaktır. Ancak her iki durumda da, vaadin değeri ödenen ücretin değerinden en az on kat büyük olmalı. Yani bir dolarlık bir ürün veya hizmetin bile müşterisi açısından on dolarlık bir değeri olmalı ki sizden alsın.

Örneğin, bizim dört yüz doksan yedi dolarlık ziyaretçi blog kursu hizmetimiz de bulunuyor. Bu kursta öğrencilere dünya çapında büyük bloglarda nasıl öne çıkabilecekleri konusunda yardımcı oluyoruz. Bahsettiğim öne çıkmanın, bir bakıma sosyal medyada meşhur olmanın değeri aşağı yukarı beş bin doları rahat karşılar demek yanlış olmaz. Bu yüzden, bu hizmetimiz de gayet iyi satıyor.

Her şey çiçek böcek değil tabi. Aslında, her şeyi berbat etmenin iki yolu var:

1. Yüksek fiyat çekip küçük vaatlerde bulunmak. Sonuç, ürün iyi satmaz ve bir sürü zaman kaybı.

2. Düşük fiyat çekip büyük beklenti yaratmak. Sonuç, bir sürü müşteri ama çok az kar.

Bir söylentiye göre, ben bu hataların hepsini birden çok kez yapmışım. Hatta bizatihi bana bu yazdıklarımın sürekli hatırlatılması gerekiyormuş.

Böyle bir şey mümkün mü? Boşverin :)

Ciddi olursam, çıkardığım bu derslerin hepsini yaşayarak öğrendim. Eğer ürününüzü veya hizmetinizi nasıl fiyatlandırmanız gerektiğini merak ediyorsanız sözlerime kulak verseniz iyi edersiniz.

Devam etmeden önce birkaç noktayı daha belirteyim:

Söylemek yersiz ama yerine getirebileceğiniz vaatlerde bulunun. Diğer türlüsü etik dışı olacağı gibi uzun vadede imajınızı sarsarak işlerinizi bozacaktır.

Eğer vaadinizi duyar duymaz insanların zihninde sizin işe yaramaz biri olduğunuz fikri oluşuyorsa, başınız belada demektir. Bana göre, pazarlamanın aslı bu noktadır: insanlara onlara yardımcı olabileceğinizi söylediğinizde size inanmaları... Bu konuda kendinizi geliştirdikçe daha fazla para kazanmaya başlayacaksınız.

Size bahsettiğim müşteriye sunacağınız değer, onun biçtiği değerdir; sizin kendinizin biçtiği değer değil. Örneğin, ben yemek için hazırladığım mezelere tabak başı on bin papel değer biçiyorum ama arkadaşlarım buna katılmadıklarından bedavaya yiyorlar. Alçaklar!

Ayrıca, fiyat testi, rekabet ve işin iktisadı gibi bazı önemli diğer başlıkları bu yazıda geçiyorum. Bana göre, bunların hiçbiri şu soruya bir yanıt buluncaya kadar üstüne düşünmeye değer değil:

İnsanlara fiyatının en az on katı değerinde ne teklif edebilirim?

Bunu doğru yanıtlayabildiğiniz takdirde doğru yoldasınız demektir.

Ders 6. Online Seminerler Bu İşi Çözer

Eğer email listemizde yeterince uzun süre bulunuyorsanız, bizim bir sürü online seminer düzenlediğimizi biliyorsunuzdur. İşte sebebi:

Ortalamada her bir online seminer altmış bin dolarlık satışa ulaşıyor. Bu şu ana dek yaptığım işler arasında açık ara en çok kazandıranı... Yanına yaklaşabilen başka bir şey yok. 

Böyle bir şeyin nasıl mümkün olabildiğini merak ediyorsanız, bu tamamen ne kadar insanın bu etkinliklere katıldığıyla alakalı. Örneğin, bir online seminerimize üç binin üstünde insan katıldı.

Ancak katılım işin sadece bir boyutu.

Diğer kısmı ise, gerçekten iyi bir seminer verebilme yeteneğinizde saklı. Bizim bu işi nasıl becerdiğimizi merak ediyorsanız seminerlerimizden birine katılabilir ve kendiniz görebilirsiniz. Yaptığımız her şey katılımcılara açık bir şekilde yapılıyor ve herhangi bir ekstra ücret ödemeden çalışma şeklimiz üstünde çalışabilirsiniz.

Ders 7. Otomatik Satış Fiyatlaması Çok Daha İyi

Online seminerlerden daha iyi işleyen bir sistem varsa o da otomatik satış fiyatlamasıdır.

Detaya girmeden önce bir uyarıda bulunayım: bu konu aşırı derecede gelişmiş bir pazarlama stratejisi olup hiç kimseye yılda yüz bin doların altında ciroya sahipse bu işe girmeyi düşünmesini tavsiye etmem.

Temel olarak fikir şu:

Teknolojinin bir mucizesi olarak, günün her saatinde satış yapabiliyoruz. Kimin hangi saatler arasında ne kadar indirimden yararlanabileceği ve bu indirimin ne zaman sonlanacağı gibi şeyleri otomatik olarak düzenleyebiliyoruz.

Kampanya ve promosyonları birbirine zincirleyebiliyoruz. Eğer iki bin dolarlık teklife yanıt vermezseniz hemen ardından nispeten ucuz dört yüz doksan dolarlık teklifle karşınıza çıkabiliriz.  

Blogumuzda ziyaretçilerimizin her hareketini takip ettiğimizi söylemiş miydim?

Örneğin, şu anda blog yazarak para kazanma hakkında bir makale okuyorsunuz. Eğer bir aboneyseniz, sizce yakında bizden blog yazarak para kazanma hakkında bir email alma şansınız nedir? Epey yüksek olmalı diye düşünüyorum :)

Açık olursam, tüm bu işlemler tamamen otomatik çalışıyor. Ne ben ne de bir başkası herhangi bir şey yapmıyoruz.

Bilgisayar, önceden belirlediğimiz kuralları yılın her günü yirmi dört saat boyunca takip ederek uyguluyor.

Pazarlamanın fütüristik dünyasına hoş geldiniz.

Ders 8. Email Listeniz diğer Her Şeyden Daha Önemlidir

Bu kadar teknoloji yeter. Şimdi temel ilkelere geri dönelim.

Analitikte "önemli olan tek ölçü" diye bir prensip vardır. Projenizin başarılı olup olmayacağını önceden tahmin edebilen tek bir sayı bulma fikrine dayalıdır.

Blogging dünyasında bu sayı email listenizin büyüklüğüdür. Email listesi ile RSS'yi birbirine karıştırmayın. İkincisi yavaş ama emin adımlarla ölmekte olan bir uygulama. Benim deneyimime göre, email listenizin büyüklüğü ne kadar para kazanacağınızı gösteren en isabetli gösterge.

Sahip olduğum blogda, her bir abone başına aylık bir dolar satış yapabilmek için uğraşıyoruz ve bence bu yeni bir blogger iken sizin açınızdan da iyi bir başlangıç ölçüsü olabilir. Diğer bir deyişle, bin kişilik bir email listesi aylık en az bin dolarlık bir satış getirmelidir. On bin kişi ise on bin dolar vs.

Daha fazla abone kazandıkça daha fazla para kazanacaksınız. Kesinlikle abonelerinizle ilişkiniz, ürünlerinizin veya servislerinizin kalitesi ve daha pek çok faktör önemli fakat kazancınızı artırmak için email listenizi büyütmeye bakın. Blog yazarak para kazanmak için bu konu mutlak öneme sahip.

Ders 9. İlk Günden Satışa Başlayın

Satış yapmaya başlamadan önce ne kadar süre beklemeniz gerekir? 1000 aboneye ulaşıncaya kadar mı yoksa 10000 aboneye ulaşıncaya kadar mı?

İkisi de değil. Hemen ilk günden satışa başlayın. Niye?

Tek bir sebebi var: motivasyon.

Eğer blogunuzdan para kazanmıyorsanız onu devam ettirecek motivasyonu korumak çok zordur. Tam tersi de geçerli... Sizce ekranımda her gün binlerce dolarlık satış yaptığımı gördüğümde ne hissediyorum? Elbette blogumu daha da geliştirmeyi...

Dürüst olmak gerekirse, satış miktarının öyle çok büyük olması da gerekmez. Bir gecede sadece yüz dolar kazandığım günün sabahını hatırlıyorum. Muhteşem hissettiriyor. Bu kazanç bana her gece tekrar etmesi için yapmam gereken işlere koyulma motivasyonu vermişti. 

Sizin için de aynısı olacak. Her gün hesabınıza para yattığını gördükçe kendinizi motive tutmak çok daha kolay hale gelecektir.

Ayrıca, bu kazanç size etrafınızda bir ekip kurmak için gerekli kaynağı da sağlamış olacak. Bir asistan, yazılımcı veya muhasebeci tutabilirsiniz. Kendinizin yapmakta zorlandığı işleri başkasına devrettiğinizde daha hızlı büyürsünüz.

Yalnız şuna dikkat edin: blogunuzu dev bir satış çukuruna dönüştürmeyin. Kimse böyle bir siteyi sevmez eğer profesyonel bir online mağaza aramıyorsa ki o durumda da size gelmez. Siz, okuyucu kitlenizin ihtiyaç duyduğu ve istediği bir şeyi onlara önermelisiniz. Onları satın almaya zorlamayın, sadece satın almanın mümkün ve gerekli olduğunu zaman zaman hatırlatmakla yetinin.

Ders 10. Öğrendiklerinizi Paylaşın

İşte bu makalenin ortaya çıkma sebebine gelmiş bulunmaktayız.

Niye benim gibi bir şirket yöneticisi böyle bir gönderiyi yazmak için saatlerce uğraşıyor ve tüm sırlarımızı sizle paylaşıyor? Bu gönderi neredeyse dört bin kelimeden oluşuyor Allaşkına...

Basit: 

Bu benim sorumluluğum. Eğer insanlar bir şekilde blog açmaya ve blog yazmaya hakiki bir iş modeli olarak saygı duyacaklarsa, bizim gibi bu işte başarılı olanlar ortaya çıkıp konuşmalı ve öğrendiklerimizi paylaşmalıyız. Hiçbirimiz boşlukta çalışmıyoruz. Kendi alanımızı hep birlikte geliştirebilmemizin yolu öğrendiklerimizi ortak bir şekilde paylaşmaktan geçiyor. 

Sonuçta, hepimiz insanlara yardım etmek için bu işi yapmıyor muyuz?

Son olarak, blogging ile ilgili en çok sevdiğim kısım bu: yayınladığımız her makale, ürettiğimiz her kurs, yaptığımız her koçluk çağrısı ile birilerinin hayatını değiştiriyoruz. Belki her zaman çok büyük değişimler değil bunlar ama binlerce insana dokunabiliyoruz ve hayatlarını biraz daha iyi yapabiliyoruz. Onları bilgilendiriyoruz, onlara ilham veriyoruz ve hayallerine ulaşabilmeleri için onlara bir yol haritası sağlıyoruz. 

En güzel kısmı ise şimdi geliyor: tüm bunlar karşılığında para kazanıyoruz. Bu bizim işimiz.

Daha fazla insanın bu işin gerçek bir kariyer hedefi olduğunu bilmesini isterdim. Hep birlikte bunu başaralım, ne dersiniz?




Devamını Oku